içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

PAMUKKALE

Dünyanın yedi harikasından biri olan Pamukkale, kesinlikle görülmeğe değer turistik bir yer. Ege Bölgesi’nde, Denizli sınırları içinde. Helen döneminden özellikle İskender döneminden kalan, oldukça fazla ören yerleri dikkat çeker. İyonya denilen bu bölge on iki siyasi birlikten oluşuyordu. Hierapolis(Pamukkale) de bunlardan biriydi.

PAMUKKALE

PAMUKKALE GEZİMİZ

        Dünyanın yedi harikasından biri olan Pamukkale, kesinlikle görülmeğe değer turistik bir yer. Ege Bölgesi’nde, Denizli sınırları içinde. Helen döneminden özellikle İskender döneminden kalan, oldukça fazla ören yerleri dikkat çeker. İyonya denilen bu bölge on iki siyasi birlikten oluşuyordu. Hierapolis(Pamukkale) de bunlardan biriydi.

         Burada Çökelez Dağı’nın güneybatı eteklerinden çıkan, kalsiyum ve karbonhidrattan oluşan şifalı suların birikmesiyle oluşan travertenler bulunmaktadır.  İnsan Pamuk görünümünde olan bu travertenlerin güzelliğini hayret ve hayranlıkla izliyor.

Antik çağda Bergama kentinin kurucusu olan Telephos’un karısı olan Hiera’nın adından dolayı buraya Hierapolis denilmiş. Ayrıca isim su şehri ve kutsal şehir anlamına da gelmekteymiş. Daha sonraları Bergama Krallığı, Romalılara miras olarak bırakılmış. Pamukkale’de Roma ve Hıristiyanlık kalıntılara çokça rastlanması bu yüzdenmiş.

Bu dönemde Hierapolis bir deprem nedeniyle yıkılmış, yeniden düzene konulmaya başlandığında da Neron tarafından yeniden yıkılmış.  Zamanla bir köy görünümünü alan bu yer 1354 yılında bir deprem daha görmüş ve halk burayı o dönemde boşaltmış.

 

          TRAVERTENLER:

Dağın eteğinde, daha travertenlere çıkmadan, havanın ve doğanın güzelliği insanı mest ediyor. Her ne kadar eskisi gibi gür olmasa bile yukarılardan akan sular, büyük bir havuz görünümünde, içinde ördeklerin yüzdüğü bir su birikintisi oluşturmuş. Yeşil alan ve çiçeklerin çok oluşu insanda, oturup izleme isteği uyandırıyor.

Travertenlere çıkarken görevliler ayakkabılarla çıkılamasına izin vermiyor. Hepimiz önce bu isteği yadırgamıştık ama çıkarken haklı olduklarını, hatta ilerledikçe ayakkabıların içine su dolacağını da anladık. Herkes ayakkabılarını ve çoraplarını çıkararak eline aldı. Çıktıkça hayranlığımız daha çok arttı. Yükseklerdeki travertenlerin birer havuz biçiminde ve su ile dolu olduğunu gördük. Hatta bazı ziyaretçiler havanın ve suyun güzelliğinden yararlanmak için mayolarını da getirmişlerdi. Doğanın bize sundukları karşısında hayranlık duymamak mümkün değildi. Bir taraftaki beyazlıkta insanlar denize girerken tam karşıda, dağların başında donduran bir beyazlık görünüyordu.

Yukarılara çıktıkça kaynaktaki suyun aktığı ve insanların içinden yürüdüğü bir ark dikkatimizi çekti. İlerledikçe bu arktaki suyun daha da sıcak olduğu hissediliyordu. Bu suyun şifalı olduğu söylendi.

Zirveye varıldığında artık yeşil alanlar ve Hierapolis’sin kalıntıları başlıyor. Travertenlerin bitiminde surların yıkıntıları görülüyor.

Surların olduğu yerde bir agora(halk pazarı), hemen yanı başında bir kral yolu, kuzeyinde, şehrin dışında mezarlıklar bulunmaktaymış. Buradaki mezarların kimi dairesel, kimi ev şeklindeymiş. Bunun nedeni farklı kültürlerden insanların yaşamış olmasıymış. Burası bir sağlık alanı olduğu için iyileşme amacıyla gelen ama hastalığının ilerlemiş olması nedeniyle yaşamını yitirenler de varmış. Bu yüzden buraya Nekropoli(ölüler şehri) de deniliyormuş.

        Antik Havuz Girişi

           Antik Havuz

Sularının şifalı oluşu nedeniyle günümüzde antik bir havuz yapılmış. Girişteki levhada, kalp ve kan basıncı hastalıkları, kronik gastrit, kabızlık, şişmanlık, romatizma, solunum hastalıkları, kronik bronşite iyi geldiği, hatta ortopedi ameliyatı sonrası için iyileştirici olduğu yazıyor.

Termal havuzun hemen yanında tulumbalar yapılmış geçen herkes su çekerek içiyor. O anda içilen suyun yararı olduğu, bir şişeye doldurulan suyun daha sonra özelliğini yitirdiği söyleniyor.

Hierapolis’te tapınak ve lise de bulunmaktaymış. Şimdi lisenin olduğu bina müze olarak kullanılıyor ve arkeolojik birçok eser bulunuyor.

         Müze Girişi

Tapınak, U şeklinde bir plana sahipmiş. Buna Apollon Tapınağı da deniliyormuş. Bu tapınakta yapılacak işleri danışma ve tanrılara adak adamak için bir kehanet merkezi varmış. Burada plütonyum ve karbon monoksit gazı, sık sık girip çıkan din adamlarında bağışıklık sağlamış. Bunu, durumu bilmeyen halka karşı bir hile olarak kullanmışlar. Girenler ölünce diğer insanlara güçlerini ve isteklerini kabul ettirmişler.

           Apollon Tapınağı

 Antik kentten kalan en görkemli yer Antik Tiyatro. Sahnesi, bugüne kadar kalan diğer bütün antik tiyatrolardan daha sağlam ve kullanılır durumda. Burası zaman zaman çeşitli festival ve gösterilere sahne oluyor.

        Antik Tiyatro

            Güzel yurdumuzun her köşesi görülmeye değer niteliktedir. Sizin de bu güzelliklerden biri olan Pamukkale’yi gezip görmenizi öneriyorum.

         HAZIRLAYAN: GEZGİN

         FOTOĞRAFLAR: GEZGİN

Daha fazla fotoğraf için alttaki "İLGİLİ GALERİ" ye tıklayabilirsiniz.

Tarih: 05-02-2026